92406 kayıt bulundu.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Ciltlenme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. -i , -i , -i , -i , Ciltletme ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Ciltletmeye gücü yetmek
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Ciltleme işini yaptırmak
1. Satın aldığı, ciltlettiği kitaplarla kanmıyor, doymuyordu.
1. Satın aldığı, ciltlettiği kitaplarla kanmıyor, doymuyordu.
1. -i , -i , -i , -i , Ciltleme ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Ciltleme becerisi bulunmak
1. isim , isim , isim , isim , Cilt yapmaya yarayan malzeme
2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Ciltlerden oluşan
1. Üç ciltlik bir şiir antolojisi neşredilmişti.
1. Üç ciltlik bir şiir antolojisi neşredilmişti.
1. isim , isim , isim , isim , Hoşa gitmek için yapılan davranış, kırıtma, naz
1. Romantik devirlerde bu nevi cilvelere aşk mâni olurdu, şimdi de kültür.
1. Romantik devirlerde bu nevi cilvelere aşk mâni olurdu, şimdi de kültür.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Görünme, ortaya çıkma, tecelli
Lisan : Farsça cilve
1. nazlanmak, kırıtmak
1. Değil mi ki cilveler yapıyorsun, kalkıp da bize erdemlilikten söz etme!
1. Değil mi ki cilveler yapıyorsun, kalkıp da bize erdemlilikten söz etme!
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Cilveli
Lisan : Farsça cilvebāz
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Cilveli
1. Herkesle şakalaşıyordu; daima neşeli, keyifli, cilvekâr bir kadındı.
1. Herkesle şakalaşıyordu; daima neşeli, keyifli, cilvekâr bir kadındı.
Lisan : Farsça cilvekār
1. nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , Cilveleşme ihtimali veya imkânı bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , Karşılıklı cilve yapmak
2. Birbirine çok yakın arkadaşmış gibi takılmak
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Cilvesi olan, cilve yapan, cilvekâr, cilvebaz
1. Cilveli kadın.
1. Cilveli kadın.